28 Şubat 2010 Pazar

hal bu iken

Zaman ne çabuk geçiyor değil mi?
Ürkütüyor hepimizi.
Akrepten kaçarken,
Yelkovan kovalıyor seni.

14 Şubat 2010 Pazar

sahi ya.

beyaz tavşanı neden takip edemedin de
neydi seni tutan o sarı tuğlalı yoldan yürütmeyen?
sahne senin,
ne olursa olsun
oyun provasız dahi olsa da
gösteri devam etmeli.

5 Şubat 2010 Cuma

Yaz Boz

Sophie ya işte, oyunun içinde. Hayatın değil, kurmacanın daha kesin olmayan sonunda. Düşünmekten vazgeçti zaten, sorgulamadan yaşamayı öğrenmişti oysa ki ama işte yine de bir umut dedi belki bu sefer dedi güvenebilirim dedi. Kırılmaktan yorulmayan kalbi, istemeden başkalarını da kırdı. Fark etti ama elinden bir şey gelmiyordu ki. Çirkin bir şey bu: oyunu kurallarına göre oynamak. İnsan istiyorsa, hissediyorsa, içindeyse, tarif edemiyorsa; var olmalı. Her oyunun kuralı olması şart mı sanki, yeniden yazsak oynasak, değiştirsek silsek, karalasak...

Sophie ya işte, oyunun içinde.

Oyunbozan veya mızıkçılara yer yok onun sahnesinde.

31 Ocak 2010 Pazar

Eksik Özne

Kayıtsızlık!
Bütün ah'lar alınır
Gerisin geri iade edilir efenim!

Kısasakısaskısa

Bir sihirli lambam vardı,
Ama üç değil bir dilek istedi,
Onu da yerine getiremedi.
Çok sıra varmış!

standartlaştıramadıklarımızdan mısınız?

Üç beş sohbet edebilmek
Sevişmenin ötesinde
Sanki değil mi?
Anlayabilmek
Tahrik olmanın üstünde
Sanki değil mi?

anastasmumsatsana

Koku
Düş oku...

30 Ocak 2010 Cumartesi

Histerik oldum Tatlım!

Balonları serbest bıraktığımız gökyüzünde,
Gördüm kumruları.
Hayır martı değil, kumru.

26 Ocak 2010 Salı

Panic!

Nedir bu tutukluk?
İçim boğuluyor sanki,
Hiç bir şey yazamıyorum.
Elimde kalem defter,
Aklımdakiler geçmiyor kağıda.
Dökülmüyor sözcükler.
Biri bunu durdursun.

19 Ocak 2010 Salı

Belki.

ah.
yar/a alır insan hep hayatta.
ders alır.
öğüt verir.
deneyim kazanır.
akıllanmaya çalışır.
akıl verir.
tutunacak dal bulur kendine,
sağlam tutmak için ağacı her gün besler.
acı olan deneyim insanı adam eder.
fütursuzca davranmasını s/özde engeller.
aslında kendini bilmeye başladığı an insanın,
ilk v/edası gerçekleşir.
k/ayıplarını fark eder,
bütüne ulaşmaya çabalar.
ah.
tüketme kendini.
ürkütme.

****

Bugün varsın, yarın yoksun
Kocaman bir çığlık olsun
Benim derdim senin olsun
Bilen bilsin, duyan duysun

Aşk içinde yalan içinde
Tek bir ayna binbir biçimde
Aşk içinde yalan içinde
Hepsi aynı hepsi içinde

Belki varsın, belki yoksun
Bihabersin, belki toksun
Gelecekler yüzlerinde
Cam gibi bir büyük öfke

m. ve ö. - aşk içinde.

14 Ocak 2010 Perşembe

5n 1k

hoyrat hayat,
hayırsız evlat gibi.
evir çevir aynı.
çerçevesiz fotoğraf,
izinsiz ev ziyareti misali.
sen sor,
ben sana itham edeyim,
sen bak,
ben sana tarif edeyim,
sen kuşkulan,
ben sana sorgulayayım,
sen düşle,
ben yapayım...

kim ile
nerede
ne zaman
ne için
neden
nasıl?

what the .uck?

yazasım var işte,
aslında çok umutlu ve mutlu
durmuştum,
suskundum,
içimden gelmiyordu,
sanki söyleyecek bir şeyim yoktu,
ben yine ben
asla değişmeyecek olan ben,
başkasına göre hep değişen ben,
bana göre hep aynı ben.
ve ben,
bencilliğin ötesinde ben
o ben,
o sen,
o biz.
o hepimiz.

belki
sanki.
elbette.

yüz yüze.

ten tene.

evet.
hayır.

kaçmak?!
çözüm!?

sorular!
cevaplar?

burda kimse var mı?

kayıtsız sorular
anlamsız cevapları doğrurken,
ben yine kendi başıma düşündüm.
düşüm ya,
bulamadım işte,
bulamadım var olmayanı,
bilemedim benim olmayanı.
belki dersin yine sarhoş
belki dersin yoksa ayyaş,
ama işte sebepli sebepsiz
yine düşündü durdu yine Sophie,
belki dedi kaçış yolu
ama yine tek başına değil
aslında işte.
yüzünü avuşturdu,
gözleri çapaklı,
olsun dedi,
sen böyle ben böyle.
kabullenmek değildi.
Böyle sevmekti.
onu o haliyle sevmekti.
sus dedi.
sus.
daha çok konuşma.
konuşma ki.
bilmesinler seni.
duymasınlar seni.
tanırlarsa eğer, kullanacaklar işte,
kullanıp atacaklar bir köşeye.
yapma.
bunu bana yapma.
çok zaman oldu değil mi görüşmeyeli?
gülerim işte.
hatırlamıyorsun sanki beni.
görsen şimdi,
kim bu der misin?
belki derim ben sadece kocaman bir belki.
sen
sen var ya sen
neyse
sustum
bir biz olamadıktan sonra çok sustum ben
o kadar sessiz kaldım ki
dilim damağım kurudu
herkes dilsiz sandı beni
ama sen
sen var ya sen
geveze oldun
kimse susturamadı seni.
olsun.
varsın olsun.
muhabbet kuşu ol sen,
ben papağan gibi tekrarlıyayım içimden dediklerini.
değer miydi?
değmezdi.
elbette değersizdi.
ama sen
sen var ya sen
neyse
demedim say.
duyma sen.
ben zaten dilsiz,
sen de sağır ol.
bu kez sen sağır ben dilsiz,
böyle oynayalım bu oyunu.

12 Ocak 2010 Salı

slaap!

uyuyamamak.
tesadüf gibi hep aynı saatlerde uyanmak.
midem yanıyor ve kazınıyor.
ama zerre uykum geri gelmiyor.
hiç bir şey yapmadığımdan mı?
uğraşı mı gerek,
zihin yorgunluğu yaratmak için?
kedimin tıngırtılarından bir süre korkmak,
sakinleşmek için yoldan geçen arabaların sesini dinlemek;
arkada annemin uyku sesleri...
daha önce hiç böyle uykusuzluk çektim mi hatırlamıyorum...
uyumayı severim ben çünkü,
tatile bile uyumak için giderim,
imkanım olsa 24 saat bile uyurum derdim.
şimdi neden darıldık ki uykuyla?

6 Ocak 2010 Çarşamba

Hatırlasana...

Dünyayı sığdırmış evine
Beşe dört metre
Yüz metre küp hava memnun

Dünyası cebindeki kadar
Bir kaç binlik
Bir kaç anahtar emin

Arada sırada ne yapmalı
Kime gitmeli, kimden sormalı diye
Düşünür

Dünyası gezdiği yollar
Evden işe işden eve kısa

Kokladıklarıdır dünyası
Limon kolonyası, levanta...
Hepsi uçucu

Arada sırada ne yapmalı
Kime gitmeli, kimden sormalı diye
Düşünür

Dünyadan okuduğu şeyler
Tv haberleri, gazeteler kupon kupon

Dünyası aldıklarının küçük bir listesi
Üç, beş, altı ucuz

Arada sırada ne yapmalı
Kime gitmeli, kimden sormalı diye
Düşünür

Bülent Ortaçgil - Arada Sırada Düşünür

4 Ocak 2010 Pazartesi

Help me, fix me.

Yazılarıma yorumlar gelince ben çok mutlu oluyorum.

Gelişmeme yardımcı oluyor.

Okunduğunu bilmek sevindiriyor.

Yapıcı eleştirilere oleey!

Kırıcı eleştirilere de oleey!

Fix me, help me!

Her neyse işte. Daha dikkatli yazmaya çalışacağım ve siz okurlarıma daha düzenli bir görüntü sağlamaya çalışacağım :)

Aslında dışarda kitabı okuyup, kahvemi yudumlarken, çok fikir vardı aklımda. Ama uçup gitti şimdi.

-Annelies Verbeke, Uyku (Slaap!)- Uykusuzlara önerilir. Yeni okumaya başladığım, yer altı edebiyatından güzel bir seçim. Okuyun efenim.

2 Ocak 2010 Cumartesi

i see you.**












eveeet. en sonunda avatar ı izledim. beğendim. gerçeküstü malzemeleri kullanarak, günümüzü aslında açıklamaya çalışan bir filmdi diyebilirim. insanın doğa ile aslında görünmez ama var olan bağını anlatan, onu yok etmek için içimizde hırsımızı gösteren ve kim olursanız olun bunun aslında kabullenmemiz gereken bir durum olduğunu açıkca göstermeye çalışıyor. tabii, teknolojinin getirisi ve götürülerini de yokluyor. doğaya yakın olmak mı bizi daha medeni yapar yoksa gelişmek adına doğayı unutmak mı? bilim adamlarını mı dinlemek bize doğruyu gösterir yoksa devlet ve askeri kişileri mi? tüm bunları aslında inanılmaz görsel efektlerle aktarıyor izleyiciye avatar. tabii, nasıl görmek ve anlamak isterseniz. ya sadece bir görsel şölen ya da sosyal mesaj içerikli bir film.

**spoiler vermek istemiyorum. filmi izleyenler başlığın "asıl" anlamını anlaycaklardır.

31 Aralık 2009 Perşembe

jingle bells

Yeni yıl işte,
Yeni bişiler yapmak lazım.
Yeni başlangıçlara yer vermek lazım. [ Verdim de ;) ]
Herşeyimle yeni giriyorum yeni yıla.
Daha umutlu daha mutlu.
Sigarayı da bırakıyorum, Turkcell ide terk ediyorum.
Hayatımı yeniliyorum.
Değişmiyorum,
Değiştiriyorum.
Mutlu olmak için bahane yaratmayı çok seviyorum!

Herkesin yeni yılı umut ve mutluluk getirsin. 2009 benim için engebeli değişik tuhaf garip mutlu mutsuz hüzünlü acılı bir sürü duyguyu hissetmeme sebep oldu. Genel olarak bakarsak, pek de sevimli bir yıl değildi aslında ama çok şey öğrendim, belki 5 yılda öğreneceğimi sadece 2009 öğretti bana. O yüzden de değerli bir yıl 2009. Herşeye rağmen yaşamayı, hayatımı seviyorum. Asla bırakmıcam bu sevinci. Gerçekten, hayatıma tapıyorum!

Happy new year!